29 Haziran 2010 Salı

İngiliz'den, bir İstanbul portresi !

2010
Avrupa kültür başkenti seçilen İstanbul için 'ne kültür başkenti
İstanbul Avrupalı bile
değil' diyen İngiliz
GQ dergisinden A. A Gill bakınız
daha neler demiş;




Şehirde cazdan metale ve alaturkaya kadar her türlü
müziğin dinlenebileceğ i barlar var. Kentin en ünlügece kulübü ise Reina.
Yüksek sınıf bir eğlence mekanı olan Reina'ya ulaşmak
bir kabus! Türkler inanılmaz bir saldırganlıkla araba
kullanıyor ve özellikle bu mekanın bulunduğu hatta
trafik insanı çileden çıkarıyor.

Reina'nın kapısı nda
ilginizi ilk çeken şey; çift taraflı park etmiş
Mercedesler ve sinirli bodyguardlar oluyor. İçeri girerken
üzeriniz aranıyor. Bunun nedeni olası !
bir El
Kaide saldırısından çekinilmesi
değil, Türk erkeklerinin
silaha olan merakı. Geçmişten gelen 'at, avrat
ve silah' tutkuları ndan
vazgeçemeyen Türk erkeklerinin çoğu silahla dolaşıyor
ve onlara karşı dikkatli olunması gerekiyor.

Müthiş bir manzaraya sahip olan Reina'da her
türlü içki bulunuyor. Mekanda eğlenen Türk erkekleri Rus bodyguard' lara
benziyor. Kadınlar ise sarışın, mini etekli, etine
dolgun ve erkekleri tahrik etmek için mutlaka göğüs
dekoltesii veriyor! Kadınlar dansöz gibi
kıvırıyor. Erkeklerse bir metronun içinde tek
elleriyle demire tutunmuş bilinçsizce sağa sola sallanan
tipler gibi...

İnsanlar gece boyunca eğlenir gibi yapıp, aslında
birbirini kesip sevgili arıyor. Reina' daki şişko
erkeklerin yanlarındaki kadınlar için fahiş fiyatlara
şampanya patlatması tam bir Ortadoğululuk
göstergesi. Türk erkeklerinin
hepsi birer John
Travolta. Sık sık tuvalete gidip
saçlarını ıslatıyorlar, gömleklerinin bir düğmesi
açık dolaşıyorlar ve etrafa vurucu bakışlar
atıyorlar. Bu halleriyle çok gülünçler.

İstanbul öyle
bir kent ki, her yer güvenli ama insanları güveni! lir
değil! Sokaklarda türbanlı hatta kara çarşaflı
kadınlarla transeksüeller birlikte yürüyor. Bazı
restoranları New
York'unkilerle yarışacak
düzeyde ama Ortaçağ'dan kalma karanlık köşeler de
var.

Kentte birçok cami var. Bunlar arasında belki de en
görkemlisi Sultan Ahmet
Camii. Dışarıdan gerçekten harika ama
içerisi buram buram ayak kokuyor! Temizlikleriyle övünen
Müslümanlar Allah'ı n karşısına
galiba ayaklarını yıkamadan çıkıyor! Orayı gören
her turist böyle düşünüyor.

Gill,
yazısında Türkiye'nin bugüne kadar AB'ye
girebilmek için boş yere alay konusu olduğunu da
belirtmiş: 'Türkler
kendilerine '
Midnight
Express' filminin
hatırlatılmasından nefret etseler de Türkiye okumamış
gençleri, Kürt terörü ve
çingeneleriyle Avrupa'nın içinde bir işçi
sınıfı olarak kalmaya
mahkum.

Nasıl buldunuz ?
Benim fikrim ,malesef oldukça doğru anlatılmış
hatta birçok eksik var.
Manzaramız pek içaçıcı gözükmüyor ..........
Ve biz bu kafayla gittikçe askere,
tez verirler teskere :(

8 yorum:

HÜSEYİN USTA dedi ki...

İngiliz hiç abartmamış dediğin gibi
eksikte söylemiş.Ama londrayı da anlatsaydı bundan ileri bir durum
ortaya çıkmazdı bu sığırlık küresel
çünkü.

Hatsumomo dedi ki...

Ustam!
nerelerdesin yahu :)bana küstün sandım.
Bende bir ara İngilizler'in sefilliklerini yazsam iyi olacak :)
Hörmetler Ustam !

Elif Gizem dedi ki...

maalesef abartmamış, çok üzülerek kabul ediyorum. yine de umudumu kesmedim hiç ülkemden...

Hatsumomo dedi ki...

Elbet umut kesmemeliyiz Elif'cim,
bu ülkede ortalıkta olmasalarda düzgün insanlar mevcut.Lakin toplumun her kesiminde korkunç bir yozlaşma yaşadığımız bir gerçek :(

Hacivat dedi ki...

İstanbul Avrupa dümeninde çalışmak ve az paraya ülkemizi dünyaya tanıtmak istiyorum. En azından dünya beni tanımış olur İstanbul'u tanıyamazsa.

Hatsumomo dedi ki...

Maksat ülkeye hizmet olsun !
İstanbul kıymetimi bilmezse,Avrupa bilsin diyoruz yani !

Hacivat dedi ki...

Bu minvalde çok yer gezip az tanıtanlar var elimiz yüzümüz düzgün az yazıp çiziyoruz da bizden iyisini mi bulacaklar...

Hatsumomo dedi ki...

Taam anladım
birşey demedik ,öyle diyorsan öyledir :)