28 Haziran 2010 Pazartesi

Sevmek ?

Japon düşünür Masumi Toyotome'nin sevgi üzerine söyledikleri.

"Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor Toyotome.
"Sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz" diye soruyor.
Sonra anlatmaya başlıyor..
"Sevgi üç türlüdür!.."
Birincinin adı
"Eğer" türü sevgi!..
Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar.
Örnekler veriyor:
Eğer iyi olursan baban, annen seni sever.
Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim.
Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim.
Toyotome,
"En çok rastlanan sevgi türü budur" diyor.
Bir şarta bağlı sevgi... Karşılık bekleyen sevgi...
"Sevenin, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak
vaad edilen bir sevgi türüdür bu" diyor yazar...
"Nedeni ve şekli bakımından bencildir.
Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır."
Yazara göre evliliklerin pek çoğu "Eğer" türü sevgi
üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor.
Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil,
hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve
beklentilere giriyorlar.
Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor.
Sevgi giderek nefrete dönüşüyor.
En saf olması gereken anne-baba sevgisinde bile "Eğer" türüne rastlanıyor.
Yazar bir örnek veriyor.
Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu
etmek için, çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama kurslarına da
gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok.
Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına
gidiyor.
Eve döndüğünde babası öfkeyle "Sınavları kazanamadın. Bir de utanmadan
Hakone'ye gittin" diye bağırıyor.
Delikanlı "Ama baba, vaktiyle sen de bir ara kendini iyi
hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın" diyor.
Baba daha çok kızarak, delikanlıyı tokatlıyor.
Çocuk da intihar ediyor.
"Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler,
yanılıyorlardı " diyor yazar.
"Delikanlı babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki
beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı!.."
İnsanlar "Eğer" türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında.
"Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek, bu genç
adamın yaptığı gibi, yaşamı sürdürmekle, ondan vazgeçmek arasında bir
tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir"
diyor, Masumi Toyotome.
İkinci türe geçiyoruz.
"Çünkü" türü sevgi.
Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor:
"Bu tür sevgide kişi, bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir
şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir
niteliğe ya da koşula bağlıdır".
Örnek mi?
"Seni seviyorum.
Çünkü çok güzelsin(Yakışıklısın)."
"Seni seviyorum.
Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki." ,
"Seni seviyorum.
Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki.."
"Seni seviyorum.
Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerler götürüyorsun ki."
Yazar,
"Çünkü" türü sevginin,
"Eğer" türü sevgiye
tercih edileceğini anlatıyor.
"Eğer" türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir
yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden
sevilmemiz, hoş bir şeydir, egomuzu okşar. Bu tür, olduğumuz gibi
sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür
sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin
düşünürseniz, bu türün, "Eğer" türünden temelde pek farklı olmadığını
görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana.
İnsanlar, hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler.
Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek
niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman,
sevenlerinin, artık ötekileri sevmeye başlayacağından korkarlar.
Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer.
Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler.
Üstü açık BMW'si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler.
Evli kadın, kocasının genç ve güzel sekreterine içerler.
"O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi?" diye soruyor Toyotome...
"Çünkü türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz." diyor.
Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var...
Birincisi,
"Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz?" korkusu.
Tüm insanların iki yanı vardır.
Biri dışa gösterdikleri.
Öteki yalnız kendilerinin bildiği.
"İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terkederlerse"
korkusu buradan doğar.
İkincisi de
"Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa.." endişesidir.
Japonyada bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan
kazanla parçalanmış.Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı
bozup onu terk etmiş. Daha acısı... Aynı kentte oturan anne ve babası,
hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını.
Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş
olduğundan bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış.
Kız bir kaç ay sonra kahrından ölmüş...
Japon yazar, "Toplumdaki sevgilerin çoğu "Çünkü" türündendir ve bu tür
sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür" diyor...
Peki o zaman,
gerçek sevgi,
güvenilecek sevgi ne?
Ve işte sevgilerin en gerçeği!..
"Üçüncü tür sevgi benim
"Rağmen"'
diye adlandırdığım türdür"
diyor yazar.
Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği
için "Eğer" türü sevgiden farklı bu. Sevilen kişinin çekici bir
niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı
için "Çünkü" türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan "Bir
şey olduğu için" değil, "Bir şey olmasına rağmen" sevilir.
Güzelliğe bakar mısınız?
Rağmen sevgi...
Esmeralda, Quasimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu
olmasına "rağmen" sever.
Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmaralda'ya çingene olmasına
"rağmen" tapar!.. "
Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir.
Bunlara "rağmen" sevilebilir.
Tabii bu sevgiyle karşılaşması şartı ile..
"Burada insanın, iyi, çekici, zengin konum edinerek sevgiyi kazanması
gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü
geçmişine "rağmen" olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor.
Bütünüyle çok değersiz gibi görünebiliyor ama, en değerli gibi sevilebiliyor.
Japon yazar
"Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur"
diyor.
"Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek,
içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha
önemlidir."
Bunu böyle olduğundan nasıl emin?
Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor..
"Şu soruma cevap verin" diyor.
"Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve
hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev,
aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz?
Kendi kendinize "yaşamamın ne yararı var" diye sormaz mıydınız?
Devam ediyor Toyotome...
"Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini
anladığınızı bir düşünün...
Dünya birdenbire başınızın üstüne çökmez miydi?
O an yaşam size anlamsız gelmez miydi?"
"Diyelim ki sıradan bir yaşamınız var...
Günlük yaşıyorsunuz...
Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan
umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız?"
diye soruyor ve yanıtlıyor:
"Böyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da
iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar."
Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor "rağmen"' sevgiyi...
"Bu gün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni
"rağmen" türü sevgiyi
şu anda yaşıyor olmanız ya da
bir gün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır."
Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome...
"Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor.
Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var...
Kimsede başkasına verecek fazlası yok"
diye açıklıyor...
Anlatıyor.
"Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz.
Ama o da aynı şeyi başkasından beklemektedir"
Peki bu dünyada sevgi ne kadar var?
Yazara göre, açlığımızı biraz bastıracak kadar...
Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi.
Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor.
Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor.
Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz.
Hani nerede?
Hepsi o...
Ve asıl çarpıcı cümle en sonda:
"Dünyadaki en büyük kıtlık,
"Rağmen" türü sevginin
yeterince olmayışıdır!.."

11 yorum:

Hacivat dedi ki...

Düşünmesek sevsek...

Hatsumomo dedi ki...

En temizi !

Hacivat dedi ki...

Bütün cinayetleri mi düşünmeden işlerim ben.

Hatsumomo dedi ki...

Seri katil değiliz o zaman :)

Hacivat dedi ki...

Yakalandığım zaman beni kessinler ve beynime baksınlar neden işlemişim bunları ve en çokta ne işlemişim.

Hatsumomo dedi ki...

İşin garibi tam da kesmeli biçmeli
bir roman okuyordum :)
Şu anda abondone oldum ,sevmek ,cinayet ....Kavram karmaşaşına girdim PPPPPPPPPPP

Hacivat dedi ki...

Hangisi?

Hatsumomo dedi ki...

Grange , kötü ruhlar ormanı !

Hatsumomo dedi ki...

Ölü ruhlar yazcaktım :)

Hacivat dedi ki...

Belkide katil ölülerdir kim bilir...

Hatsumomo dedi ki...

Kimbilir ?