16 Ekim 2010 Cumartesi

KÖRLERİN HİKAYESİ

Dere tepe, dağ ova dolaşmasını seven tek gözlü bir adam varmış. Yürür
yürür gidermiş, gider gider yürürmüş. Bir gün uzaklarda renkleri
karmakarışık bir köy görmüş; alacalı bulacalı garip bir köy. Yaklaşmış
köye doğru. Yolları bir tuhaf, evleri bir tuhaf, insanları bir
tuhafmış köyün...

Girince köyün içine, anlamış meseleyi. Körler köyüymüş burası.
Kadınların, erkeklerin, çocukların, velhasıl herkesin sımsıkı
kapalıymış gözleri...

Gezgin, karar vermiş burada yaşamaya: "Hiç değilse benim bir gözüm
var!" diyormuş, "Körler ülkesinde şaşılar kral olur derler. Ben de
bunların başına geçer, yaşarım!"

Körlerin gözleri yokmuş ama elleri, kulakları, burunları çok
hassasmış. Kendilerine göre kurdukları düzen içinde yuvarlanıp
gidiyorlarmış. Adam şaşkın, hallerine bakıyormuş onların. Yürümeleri,
konuşmaları başka türlüymüş...

Bir gün körlerden biri öteki bir körün malını aşırmış. Sadece tek
gözlü adam görmüş bunu. Bağırarak ilan etmiş: "Filanca malını çaldı
filancanın!"

Körler: "Nereden biliyorsun? O kadar uzaktan duyulmaz ki!" demişler.

"Ben duymadım, gördüm. Gözüm var benim!" demiş bizimki.

Körler göz diye, görmek diye bir şey bilmiyorlarmış. Uzun yıllar
içinde çoktan unutmuşlar bu hissi.

"Ne demek görmek?" demişler, "Nasıl görüyorsun yani, duyulmayacak
mesafeden anlıyor musun ne olup bittiğini?"

"Anlıyorum tabi..."

"İnanmayız, imtihan edeceğiz seni!"

Adamı almışlar, uzakça bir yere dikmişler. Tecrübeleriyle
biliyorlarmış, o mesafeden hiçbir şey işitilmeyeceğini.

"Anlat bakalım, şimdi biz ne yapıyoruz?" diye sormuşlar.

Adam anlatmış: "Oturuyorsunuz, konuşuyorsunuz, şu ayağa kalktı, bu
elini oynattı, beriki bacağını sallıyor vs."

Derken körler bir evin içine girip bağırmışlar: "Anlatsana!"

"İçeri girdiniz, göremiyorum ki..."

Körler bilmedikleri için içeri girmenin ne olduğunu: "Ne olmuş yani
içeri girmişsek? 50 santim farketti, anlat anlat!" demişler.

"Arada duvar var, görmüyorum!"

Körler: "Sen atıyorsun!" demişler, "Demincek tesadüf etti. Bak şimdi
bilemiyorsun."

Adam: "Çıkın dışarı, söyleyeyim!"

"Bu kadar uzaktan duyunca ha içerisi, ha dışarısı, ne çıkar yani?"

"Ben duymuyorum, görüyorum!" diyormuş adam.

"Öyle şey olmaz!" demişler, "Sende bir bozukluk var, saçmalıyorsun,
acayip şeyler söylüyorsun. Hekime muayene ettireceğiz seni."

Adamı yaka paça köyün hekimine götürmüşler. Hekim de kör tabii...
Elleriyle yoklamaya başlamış adamı. Yoklamış ve parmaklarını adamın
yüzünde gezdirirken "Buldum!" demiş, "Bozukluk burada!" Adamın açık
olan gözünü kasediyormuş hekim ve "Saçmalaması bundan dolayı"
diyormuş. "Ben şimdi hallederim, düzeltirim onu."

Körler ülkesine kral olmaya kalkan gezgin zor bela kurtarmış kendini ondan.

Körler görenleri anlayamazlar. Saçmalıyor sanırlar ve onu da düzeltip
kendilerine benzetmek için gözlerini çıkarmaya uğraşırlar...

4 yorum:

HÜSEYİN USTA dedi ki...

Mükemmel bir hikaye ama bunu da biz gördük körler yine göremedi!

Hatsumomo dedi ki...

Elden ne gelir :=(
Belki bir gün görecekler ama ,o zamnda anlamı olmayacak.

Efsa dedi ki...

Ve körler hep biçim değiştirirler bulundukları her yerde!

Hatsumomo dedi ki...

Ve her konuda kör olmuş ,gözlerle doludur yeryüzü :=)